Paris, 29 Mart 2006

Nükleer Oyunun Sonu

Nükleer enerji tehlikeli, silahlarla bağlantılı, terörist saldırıların hedefi olabilecek, pahalı, verimsiz, kullanımdan kalkmış, düşüşte ve istenmeyen bir enerjidir. 20. yüzyıl nükleerciydi, 21. yüzyıl enerji konusunda daha akıllı olacak!

Uluslararası nükleer lobi “Endüstrimiz artık eskiden olduğu gibi savunmacı bir düşünce yapısında değil. Tersine, nükleer canlanmadan en fazla çıkarı sağlamalı ve hücüma geçmeliyiz” diyor, son derece güvenle. (Frank Deconinck, Avrupa Nükleer Derneği’nin Başkan, 13 Şubat 2006)

Hangi nükleer canlanma? Nükleer enerji ne kadar uygun? Nükleer endüstri kendi sorunlarını çözebilmiş mi? Tesisler güvenli hale getirilmiş ve yeni bir Çernobil ihtimali tamamen ortadan kalkmış mı? Nükleer atıklar önümüzdeki bin yıl için güvenle deponlanmış mı? Şimdi ve sonsuza dek, tüm harcamalar karşılanabiliyor mu? Nükleer malzemenin kötüye kullanmak isteyenler tarafından ele geçirilmesi imkansız mı? Nükleer enerji iklim değişikliğine engel olabilir mi? İnsanlar nükleer enerji istiyor mu?

İşin doğrusu, nükleer endüstrisi tarihsel problemlerini hiçbir zaman çözememiştir ve ortaya sürekli yeni problemler çıkmaktadır.

Sonsuza Dek Tehlikeli

Nükleer tesislerin %100 güvenli olduğunu iddia eden tek bir nükleer taraftarı bile yoktur. 1986’daki Çernobil faciasından sonra birçok ülkede onlarca kaza olmuş ve çok ciddi felaketlerin eşiğinden dönülmüştür. Bu kazalar arasında şunlar sayılabilir:

Çernobil’i Hatırlıyor musunuz?
Çernobil’i Unutmayın!

Çernobil nükleer santralinin dört numaralı ünitesinde gerçekleşen patlamadan yirmi yıl sonra insanlar şaşırtıcı bir şekilde hala bu felaketin korkunç sonuçlarından bihaber kalmaya devam ediyor.

  • Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Çernobil’den yayılan toplam radyoaktivitenin, Hiroşima ve Nagasaki’de atılan atom bombalarının yaydığı toplam radyoaktiviteden 200 kat daha güçlü olduğunu hesapladı
  • 350,000 civarında insan fazlasıyla kirlenmiş bölgelerden tahliye edildi. Ancak, 9500 kişi tahliyenin zorunlu olduğu bölgelerde halen yaşamaya devam ediyor.
  • 7 milyon küsur insan, bir şekilde Çernobil mağduru olarak sınıflandırılıp özel aylık, emekli maaşı ve sağlık hizmetleri almaya hak kazanmış durumda.
  • Yalnızca Ukrayna’ya verilen ekonomik zararın toplamının 2015 yılı itibariyle 165 milyar avroyu geçeceği tahmin ediliyor.
  • Belarus, Ukrayna ve Rusya’da kaza gerçekleştiği sırada 18 yaşın altında olanlarda, 2005 yılına kadar 4000 tiroid kanseri vakası görüldü.
  • Resmi raporlar ölümcül kanser vakalarının sayısını 9000 olarak hesaplıyor. Bağımsız bilim adamları ise 30,000 ile 60,000 arasında insanın Çernobil’in sebep olduğu kanser türlerinden öleceğini tahmin ediyor.
  • Çernobil kazasından dolayı kalıcı şekilde sakat kalan insanların (ve çocuklarının) sayısı 1991 de 200’den 1997’de 64,500’e ve 2001 de ise 91,000’e çıktı.
  • Britanya’da, yani facianın kaynağından 2500 kilometre uzaklıkta, 374 koyun çiftliğinde, 200,000 koyun halen Ukrayna’daki reaktör kazasının sebep olduğu kirlenme nedeniyle kısıtlamaya tabi tutuluyor. Britanya’da kirlenen tarlalar 750 km2’nin üzerinde.
  • Almanya, Avusturya, İtalya, İsveç, Finlandiya, Litvanya ve Polonya’da yabani av hayvanları (domuz ve geyikler de dahil), yabani mantarlar, çilekler, ve göllerdeki etobur balıklarda Sezyum-137 kirliliği hala kilogram başına birkaç bin bekerele ulaşmaktadır.(1)
Avrupa Komisyonu yakın zamanda durumda bir değişiklik beklemiyor ve belirtiyor(2): “Belli bazı üye ülkelere uygulanan bir takım gıda maddeleri üzerindeki kısıtlamaların önümüzdeki senelerde de devam etmesi gerekmektedir.

Çernobil faciası devam edecek ve hiç kimse bu facianın insanlara ve çevreye verdiği zararın boyutlarını tam anlamıyla öğrenemeyecek. Ancak, şunu rahatlıkla söyleyebilecek kadar biliyoruz ki, böyle bir facianın tekrarlanmasına sebebiyet verecek en ufak bir riski bile kabul edemeyiz.


1: Yiyecek maddelerinde Sezyum-137 için AB limiti kilogram başına 600 bekereldir.
2: Andris Piebalgs, Avrupa Parlamentosu Üyesi Rebecca Harms’ın 4 Nisan 2005’de yönelttiği P-1234/05DE nolu soruya Avrupa Komisyonu’nun verdiği yanıt.

Nükleer Reaktör ve Nükleer Bomba: Siyam İkizleri

Nükleer bilgi, elektrik üretmekte ya da nükleer patlayıcı maddeler üretmekte kullanılabilir. Sivil ve askeri kullanımın birbirinden ayrı olduğu aslı olmayan bir efsanedir. Pek çok ülke, başka ülkelerin “sivil amaçlarla“ oluşturduğu teknolojiden yararlanarak bomba imal etmiştir. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) “ayrım yapmaksızın, anlaşmaya üye tüm tarafların barışçıl amaçlarla nükleer enerji ile ilgili araştırma yapması, nükleer enerji üretmesi ve kullanması hakkını vazgeçilemez bir hak olarak“ garanti altına almaktadır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), silah üretimi ile bağlantılı bildirilmemiş etkinliklere dair kanıt bulmadığı sürece, İran dahil tüm üye ülkelerin uranyum zenginleştirme ve plütonyum ayrıştırma dahil nükleer teknolojilere erişim hakkı vardır. NPT aslında “Nükleer Silahların Yayılması“ anlaşmasıdır ve UAEA da nükleer teknoloji simsarlığı yapmaktadır.

Teröristler için Mükemmel bir Hediye

Nükleer tesisler ve radyoaktif atık nakliyesi teröristler için ana hedefleri oluşturmaktadır. Önemli miktarda plütonyum ya da yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun kaçırılması ve basit nükleer patlayıcı aygıtlarla gerçekleştirilen inandırıcı bir tehdit herhangi bir demokrasiye şimdiye dek örneği görülmemiş derecede meydan okuyabilir. Büyük bir tüketilmiş yakıt ya da plütonyum deposuna yapılacak güçlü bir saldırı kısa ve uzun vadede ölümle sonuçlanan hastalıklara ve çevre kirliliğine sebebiyet vermekte Çernobil faciasını solda sıfır bırakacaktir.

Cevherden Atığa - Kirli

Nükleer yakıt “dönüşümü” aslı olmayan bir efsanedir. Nükleer sistem, sürekli olarak artan bir şekilde, uranyum madenlerinden, yeniden işleme denilen plütonyum ayrıştırma işlemine kadar olan her aşamada yüksek miktarda atık ortaya çıkmasına neden olur - ki dünyada şimdiden yüzlerce milyon ton atık birikimi oluşmuştur. Dünyadaki iki büyük plütonyum santrali, Sellafield (İngiltere) ve La Hague (Fransa), yüksek miktarda radyoaktivite yaymakta ve Avrupalılarda birikmiş toplam dozun %80’den fazlasının kaynağıdır. Yüksek seviyede radyoaktivite yayan atıkların binlerce yıl boyunca güvenli olarak depolanması için henüz bir çözüm bulunamamıştır.

Özelleştirilmiş Karlar, Kamuya Maledilmiş Maliyetler

Nükleer enerjinin bir kilovat-saatinin toplam maliyeti büyük ihtimalle hiçbir zaman bilinemeyecektir. Atık idaresi, tesislerin sökülmesi ve temizlik masrafları sürekli artmakta olup, pekçok ülkede enerji üretiminden elde edilen karlar özelleştirildiği halde maliyetlerin genellikle vergi mükellefleri tarafından karşılanması beklenmektedir. Ancak, birçok uluslararası mali değerlendirmeye göre, nükleer enerji açık farkla en pahalı enerji üretimidir. Yeni nükleer enerjinin rekabetçi olabilmesi için, devlet tarafından sübvanse edilmesi, özellikle de yüksek rakamlardaki mali ve ekonomik risklere karşı garanti sağlanması şarttır.
(Örneğin bkz. Steve Thomas, The Economics of Nuclear Power, Heinrich-Böll-Vakfı tarafından hazırlanan bir çalışma, Aralık 2005)

Nükleer Enerji Etkin bir İklim Değişimi Politikasına Zarar Verir

Nükleer enerjiye yatırılmış her kuruş boşa harcanmış paradır çünkü aynı paranın enerji korumaya ve enerji verimliliğine yatırılmış olması durumunda daha fazla sera gazı azaltımı sağlayabilir. Büyük ölçekli enerji santralleri kapasite aşımına neden olmakta ve dolayısıyla yüksek şebeke kayıplarına ek olarak tüketimi teşviğe ve elektrik sarfiyatına yol açmaktadır. Petrol ve nükleer enerji arasında hiçbir bağlantı yoktur. Nükleer enerji sürdürülemeyen enerjiye ve kaynak ithalatına olan bağımlılığı arttırmaktadır. Çözüm, enerji hizmeti güvenliğidir.

Merkezi Olmayan Yüksek Teknolojili Tesisler Çağdışı Teknolojiyi Geride Bıraktı

Nükleer enerji eski bir teknolojidir. Şu an işlemekte olan birçok santral 1950ler ile 1970ler arasında tasarlanmıştır. Bugün, yüksek teknolojili, merkezi sisteme bağlı olmayan kojenerasyon ve yenilenebilir enerji santrallari nükleer enerjiyi şimdiden geride bırakmış, nükleer enerjinin 2002’deki toplam kapasitesini ve 2005’deki yıllık üretimini aşmıştır. 2004’de nükleer enerjinin net kapasitenin altı katı ve yıllık enerji üretiminin üç katı daha fazla üretimde bulunmuşlardır.

Enerji Arzını Güvenceye Almakta Çok Kısıtlı Bir Rol

Nükleer güç dünyadaki enerji hizmetlerinin yalnızca küçük bir kısmını kapsamaktadır: AB’de ticari enerjinin %6’sını, dünyada ise %2 civarında bir miktarını. Dünyanın en “nükleerleşmiş” ülkesi olan Fransa’da bile, fosil yakıtlar ticari enerjinin %70’ini karşılarken, nükleer enerji yalnızca %17.5’ini karşılamaktadır. Nükleer enerji AB’yi enerji ithalatı açısından daha bağımsız hale getirmiş değildir, çünkü nükleer yakıt üretimi için gerekli olan uranyumun tamamını ithal etmek gerekmektedir.

Yeni Enerji Üretim Kapasitesinde Önemsiz bir Pazar Payı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) listesinde “inşa aşamasında” toplam 26 nükleer ünite vardır, ancak bunlardan dokuz tanesi listede 18 ile 30 yıl arası bir süredir inşa aşamasında diye yer almaktadır. AB’de inşa aşamasında olan yalnızca bir reaktör vardır (Finlandiya’daki Olkiluoto-3). Nükleer enerji, yeni elektrik üretimi kapasitesi açısından dünya pazarının yüzde 1 ila 2’sini temsil etmektedir.

Süregiden Düşüş-Yeniden Canlanma İşareti Yok

Mart 2006’da, AB’ye üye 25 ülkede işlemekte olan 148 ünite bulunmaktadır, bu sayı 1989 da ulaşılan en yüksek rakamdan 24 ünite daha azdır. Son 15 yıldır ilk defa, 2005 yılında sadece bir inşaat (Finlandiya’da) başlamış, ancak, aynı yıl içinde iki unite (Almanya ve İsveç’te) kapatılmıştır. Bu düşüş devam etmektedir.

Hızlı Yaşlanma – Yavaş Düşüş

Dünyadaki nükleer santraller hızla yaşlanmaktadır. 2015 yılına kadar 80 civarında ünite 40 yaşına varacaktır, 2025 de ise, 200 tane daha reaktör kırk yıldır çalışır durumda olacaktır. Şu andaki işleme ömrünü (22 yıl) ikiye katlamak mümkün olsa dahi, bu reaktörlerin 40 yaşında yenilenmeleri için 2015'e kadar her bir buçuk ayda, 2015 ila 2025 yılları arasında ise bir şebekeye yeni bir ünite bağlamak gerekmektedir. Nükleer enerji santrallerinin en az on yıllık hazırlık aşaması gözönünde bulundurulduğunda böyle bir planın gerçekleştirilmesi imkansızdır. 2025 yılına kadar Çin 20, diğer ülkeler ise birkaç ilave ünite inşa etseler bile işlemekte olan nükleer tesislerin sayısı düşmeye devam edecektir. İşleme ömrü ortalama 40 yılın çok üstüne çıkarılsa bile, bu durum ciddi nükleer güvenlik sorununa yeni bir boyut kazandıracaktır. Üstelik, 50 yaşındaki bir reaktörün "yeniden canlanma" terimi ile ne derece bağdaştığı sorusunu da gündeme getirecektir.

İnsanlar Nükleer Enerjiye “Oldukça Karşı ya da Tamamen Karşı”

Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan en son ankete göre AB’ye üye 25 ülkede soru sorulan vatandaşların %55’i nükleer enerjiye oldukça ya da tamamen karşı olduklarını ifade etmişlerdir. Daha çok nükleer enerji talebinde bulunan siyasi liderler bu insanların görüşlerini hiçe saymaktadır. İnsanlar, enerji koruma, ve enerji verimliliğine dayalı sürdürülebilir bir enerji geleceği ve içinde nükleer olmayan yenilenebilir enerji istemektedir.

20. yüzyıl nükleerciydi, 21. yüzyıl enerji konusunda daha akıllı olacak!


Mycle Schneider’ın özetinden çeviren,
Dr. Senem Yıldız, Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Eğit.Bölümü
Dr. Nuri Ersoy, Makina Muhendisligi Bolumu