Kasap et, koyun can derdinde,
Hilmi Güler nükleercilere asfalt yol düşeme telaşında...


Belge 1 Belge 2 Belge 3 Belge 4

Son bir yıldır Sinop’ta nükleer santral kurulmasına dair hükümet politikasına muhalefet eden ve ülkede nükleer reaktörler yerine alternatif enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasına dair bir kampanya yürüten “sinopbizim” internet grubu olarak dikkatinizi araştırmalarımıza çekmek istiyoruz.

Hürriyet, Cumhuriyet gibi gazetelere de yansıyan, TSK Dergisi'nin Ocak 2007 sayısında nükleer karşıtı tonda kaleme alınmış makalenin son kısmında yer alan,
"LOBİ GRUPLARI VAR: Nükleer santralı savunanlar, nükleer santral kurma firmaları tarafından yönlendirildiği izlenimi veren muteahhit, bürokrat, Dışişleri Bakanlığı emekli personeli ile bilim adamlarının da içerisinde bulunduğu nükleer lobi gruplarıdır."
ifadesini destekleyen bir yazı da uluslararası bir nükleer sektör dergisi olan Platts, Nucleonics Week’in 7 Şubat 2007 sayısından geliyor.

Yazıda TBMM'ye sunulmak üzere olan Nükleer Yasa tasarısından bahisle şöyle denmiş: "Ankara’daki batılı diplomatlara göre yasa tasarısı kısmen yabancı firmaların tavsiyelerine göre şekillendi. Bir Kanadalı resmi yetkilininin ifadesiyle, AECL orada iş yapabilmek için, Türkiye’ye yasada nelerin yer alması gerektiğini anlattı: yasa tasarısında bulunan maddeler bir bakıma bunun yansıması….”
Petrol Yasasında BP'nin “katkı”larını alan hükümet, Nükleer Santral Yasası için de Fransız ve Kanadalı nükleer firmalarından “tavsiyeler” almış…
Çevirisini yaptığımız bu yazının devamını sitemizin ana sayfasında yayınlanan diğer üç belgeleyle birlikte okuyabilirsiniz.

II. Dünya Savaşı sonunda galiplerin gücüne güç katan nükleer silahların yayılmasını ve daimi mevcudiyetini meşru kılmak için vitrini süsleyen, kamuoyunu angaje eden nükleer reaktörler, iddiaların tersine bilinen en riskli ve kirletici enerji santralları. Günümüzde birbiri ardına nükleer reaktorlerin çevre ve halk sağlııina verdiği zararlar, bağımsız bilimsel raporlarla, bu konudaki devlet sansürlerinin aşılabildiği yerlerde kanıtlanmakta. Dünyada kullanılan reaktörlerin onemli bir kisminin son kullanim tarihleri ya dolmuş ya da dolmak üzere olduğu halde ne ABD ve Avrupa’da “üçer beşer” yeni nükleer santral siparişi verilmiyor. Ömrü uzatılan reaktörlerde ortaya çıkan aksaklıkların miktari ve sıklığı git gide artmakta. Pahalı nükleer reaktörlerle ilgili promosyon dönemi çoktan sona erdi.

Hal böyleyken kamuoyuna yapılan resmi beyanlarda adeta “nükleer tren”i kaçırıyormuşuz gibi bir hava yayan hükümet, bilim insanlarının uyarılarını, halk ve çevre sağlğı endişelerini, ülkenin ekonomik durumunu hiçe sayarak, “hızlı tren” misali nükleer enerjiyi gündeme soktu.

Sitemizin anasayfasında sunduğumuz aşağıdaki belgeler, AKP’nin nükleer projesine karşı beslenen endişelerin gerekçelerini farklı açılardan anlatıyor:

  • Tübitak Vizyon 2023 Belgesi,
  • Platts, Nucleonics Week adlı  uluslararası nükleer sektör dergisinde yayınlanan, Türkiye’den beklenen nükleer reaktör siparişi ile ilgili  yorum yazısı,
  • Ingiltere’de 1993’de kapatılmış olan ve sökülmeyi bekleyen Trawsfynydd  nükleer santralının civarindaki yerlesimlerde, görülen kanser vakalarının şok edici yüksek oranına işaret eden bir bilimsel çalışma,
  • Nükleer santralların yer seçiminde gözetilen temel bilimsel kriterleri anlatan bir metin
Nükleer enerjiyi tartışmasız kabul ettirmek amacıyla ülkemizde Enerji Bakanlığı adeta propaganda faaliyeti yürütüyor, hepsi aynı kapıya çıkan ifadelerle “Biz nükleer enerjiye mecburuz!” deniliyor. Hükümet bu sözde mecburiyet uğruna ilk ağızda, Basbakan'a bağli olarak calışan TAEK'e 3 milyar YTL (3 katrilyon TL) ödenek ayrılmasıina karar verdi (rakamin büyüklüğünü anlatmak için, 2006 bütçesindeki Motorlu Taşıtlar Vergisi hasılatının tamamı TAEK’e devrediliyor diyebiliriz! Hilmi Güler’in “nükleer enerjide girişimcilere asfalt yol döşedik” metaforunu kullanmasındaki hikmet belki bundandır..)

Nükleer enerji ile ilgili herhangi bir mecburiyet değil, tam tersine büyük bir keyfiyet olduğu kesin. Hükümetin TBMM’ne sunmak üzere olduğu Nükleer Yasa, Fransız ve Kanadalı firmaların keyfine göre şekillendirilmiş.

Kurulum, işletim ve güvenlik maliyetleri çok yüksek,  geri döndürülemez sağlık ve çevresel tahribin maliyeti ise "meçhul"  nükleer enerji seçeneği , 2000 yılında 57. hükümet tarafindan "ekonomik değil" diye tamamen rafa kaldırılmışken, 59. hükümet 2006'da borç harç ile giyineceğimiz bir iğneli fıçı olarak tekrar neden alel acele önümüze sürüyor?

Hükümet değişimi dışında nükleer enerji seçeneğine hızla geri dönülmesini açıklayacak hiçbir somut etken olmadığı gibi "ekonomik"liği sağlamak bir yana, hukuki, kurumsal ve bilimsel alt yapısı bakımından da ülkemiz böyle bir teknolojiyi kendi şartlarında, kendi başına, satıcı firmaya bağımlı olmadan geliştirme yeteneğini 2000’den 2006’ya geliştirebilmiş midir? Yasa tasarısının içeriğini bile yabancı nükleer firmalardan danışmanlık alarak hazırlayan 59. hükümet, dolaylı olarak bu soruyu zaten cevaplamış durumdadır.

Neden bahsettiğimizi anlatmak için ülkemizin saygın kuruluşu Tübitak’in gelecek 20 yılın ulusal bilim ve teknoloji politikalari için çizdiği yol haritalarına bir göz atmak yeterli. Diğer teknolojilerle birlikte nükleer enerji için de kendi bünyemize ve çıkarlarımıza uygun alt yapısal süreç Vizyon 2023 Belgesinde aşamalandırılmış; karar aşamasından kurulumuna, atık yönetimine, “nükleer enerjiye geçiş süreci” takvimlendirilmiş.   Bu şemalarda nükleer enerjiye geçiş kararının alınmasından itibaren 10 yılda katedilmesi öngörülen alt yapısal evreleri, hükümet 10 aya indirgeme iddiasinda!

Nükleer reaktörlerin sağlık üzerine olan etkileri de resmi otoritelerce kamuoyu nezdinde münferit olaylar izlenimi yaratacak şekilde indirgenmektedir. Bu tutum Karadeniz’Çernobil’ Kanser arasındaki bağın göz ardı edilmesine paraleldir. Bu bağı bilimsel olarak kanıtlayabilecek hiçbir çalışma ülkemizde yaptırılmamıştır. Karadeniz’deki “kanser salgını”nı bilimsel olarak açıklayabilecek hiçbir ciddi istatistiki çalışma ülkemizde yaptırılmamıştır. Herhangi bir nükleer santralın civarinda bağımsız bir tarama çalışması yapıldıgında, kanser istatistiklerindeki olağandışı artışı çarpıcı bir tabloyla Ingiltere, Galler bölgesinden örnekliyoruz. Bu örnekte, nükleer yanlılarının adeta komplo teorisi muamelesi yaptığı “Çernobil” gibi bir felaket söz konusu bile değil; bulgular "sıradan" bir nükleer santralın günlük işletiminde yaydığı radyoaktivitenin kamu sağlığını nasıl tahrip ettiğini açıkca göstermekte.

Nükleer bir tesisin olası çevre etkileri incelenirken kıyaslama ve değerlendirme parametreleri göz önüne alınmadan, diğer alternatifleri ile karsilaştırması veya yer seçimin yapılması imkansızdır. Dolayısıyla tesis ile ilgili güvenlik raporlarının hazırlanmasında belli bir hesaplama yöntemi ve verileri mevcut olmalıdır. Uluslararası Atom Enerji Ajansı ve belli başlı gelişmiş ülkeler bu yöntemleri hazırlamışlardır. 

Bilimsel olarak "nükleer santral kurulumunda temel kriterler" belirlenmiştir. Nükleer santral arazisinin seçimi ozellikle sismik ve meteorolojik açıdan bu kriterlere göre sorgulanmalıdır. Ülkemizde nükleer santrala aday gösterilen iki bölge de sismik ve meteorolojik uygunluk konusunda büyük şüpheler arz etmektedir.

Prof. Mustafa Erdik tarafından 1999’da TEAŞ’a verilen resmi bir raporda, yakınlarından Ecemiş fayının geçtiği Akkuyu'da 1990’da depremsellikle ilgili kendisinin verdiği olumlu raporun eski metodolojiye göre yazıldığı ve aradan geçen sürede deprem mühendisliği disiplininde kaydedilen hızlı ilerlemelerin gerisinde kaldığına dikkat çekilmişti. Akkuyu’nun sismolojik ve tektonik verilerinin yeniden değerlendirilmesi beklenirken, Mayıs 2006'da açıklarında 4.6'lik bir deprem meydana gelen Sinop için veri toplanıp toplanmadığı bilinmemekte...

Dikkatinize sundugumuz son metin, “yoreye hakim hava olaylarinin bilinmesi, saglanan guvenligin korunmasi ve olasi radyolojik etkilerin en aza indirilmesi acisindan meteorolojik parametrelerin onemine” de ayrica isaret ediyor. Yatagan Termik Santralina senelerdir filtre sistemi yerlestirilmesi isini nihayetlendirememis bir ulkede, bacalarindan “temiz” bulutlar tuten goruntuleriyle reklami yapilan nükleer santrallarin su buhariyla beraber gorunmeyen, duyulmayan, hissedilmeyen radyoaktif zerrecikleri de ortama saldigindan, ruzgarlarla bu radyoaktif serpintinin uzaklara tasinma olasiligindan bahsedilmemekte. Halkimiza “nükleer santral alana radyoaktivite bedava” diye tekrar hatirlatiyoruz.

Dort belgenin tam icerigini www.sinopbizim.org sayfasından okuyabilirsiniz.

Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına konuyla ilgilenebilecek herkesi sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz. Küresel ısınma felaketinin yaşamlarımızı gitgide daha çok etkilemesi beklenen yakın gelecekte, Sinop Inceburunda ya da Mersin Akkuyu'da binlerce hektarlık bakir doğa parçasının nükleer çöplüğe dönüştürülmesine seyirci kalmak doğaya ve insani değerlere karşı ihanete ortak olmaktır.

Dünyada kirletici olmayan alternatif kaynakların yeni teknolojilerle etkin kullanımı, Türkiye’de ve dünyada kirli enerji kaynaklarına ihiyaç bırakmayacaktır. Dünyada güvenli nükleer reaktör yoktur, yegane güvenli reaktör Dünya’ya 150 milyon km uzaklıktaki Güneş’tir.

Gelecek on yıllarda, iklim değişiminin neticesi çeşitli doğal afetlerle baş etme savaşı verecek ve sığınılacak yaşam alanlarına, temiz su kaynaklarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacak çocuklarımız adına, bilinçle tüm dünyada radyoaktif zehirleyici nükleer reaktörleri reddedelim.

www.sinopbizim.org


Belge 1 Belge 2 Belge 3 Belge 4